Translate

6 Ocak 2014 Pazartesi

İMTİHAN HAYATI, ÖLÜM VE ÖTESİ!


HAYAT büyük bir sınav. Dünya ise bu imtihanda sınav salonu mesabesinde. Sınav süresinin bitmesi ecel ile belirlenmiş. Görevli geldiğinde ölüm olayı ile sınav salonundan çıkarıyor insanı... Ne zaman geleceği ise insana meçhul. ”De ki: Doğrusu kendisinden kaçtığınız ölüm mutlaka karşınıza çıkacaktır; sonra, görüleni de görülmeyeni de bilen Allah’a döndürüleceksiniz. O size yaptıklarınızı haber verecektir.” (Cuma Sûresi:8) 
Ölüm, dünyanın en gerçek ve en müthiş hadisesidir. Mutlak gerçek olan bu hakikati bilmek farklı, iman etmek farklıdır. Hatta iman etmek farklı, gerçek anlamda şuurunda olmak da farklı olsa gerektir. Herkes öleceğini, ölümün ansızın kendisine geleceğini bilir lakin ona göre yaşama konusu ahiret şuuruna göre farklılık arz eder. Durum ne olursa olsun ölüm vakti geldiğinde ne bir dakika geri bırakılır ve ne de bir dakika öne alınır. Bu durum ayeti kerime de şöyle beyan edilmiştir. “Her toplumun belirlenmiş bir eceli vardır. Ecelleri geldiğinde onu ne bir an erteleyebilirler ve ne de bir an öne alabilirler. ”(A’raf Sûresi 34)
Asıl sürecin başladığı andır ölüm anı. Ölümden sonra başlayacak olan sonsuz hayatın detaylarını elbette gittiğimizde yakinen müşahede edeceğiz. Fakat merhameti engin olan rabbimiz ölüm ve sonrası için kullarını dünyada iken uyarmış ve ötelere ait haberler vererek insanın tedbirli olmasını istemiştir... Ayet-i kerime ölümün ve hayatın gayesini şu şekilde bizlere beyan ediyor “Sınırsız hükümdarlık elinde olan Allah, yüceler yücesidir ve O’nun her şeye gücü yeter. O hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için, ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.”(Mülk Sûresi 1-2). 
“Ayeti kerime ölüm ve hayat gerçeğini insanın düşüncesine yerleştiriyor ve bunların gerisindeki amaç ve imtihan olgusuna karşı uyanık olmalarını sağlıyor. Çünkü ölüm ve hayat meselesi plansız-programsız tesadüfen meydana gelmiş değildir. Aynı şekilde amaçsız boş bir olgu da değildir. Ölüm ve hayat, yüce Allah’ın bilgisinin kapsamında gizli bulunan insanların yeryüzündeki davranışlarının ortaya çıkması, böylece insanların yaptıkları amellere göre karşılık almaları amacına dönük bir sınav aracıdır: “Hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için.” Bu gerçeğin insan vicdanında yer etmesi, onun sürekli uyanık, sakınan, günah işlemekten çekinen, gerek gizli niyetlerde gerekse görünür amellerde büyük-küçük her şeye karşı bilincini koruyan bir insan olmasını sağlar. (Seyyid Kutup)... Bu gerçeğe inanan ile inanmayanın, bunun şuurunda olan ile olmayanın sözleri, davranışları kısacası hayat algısı, hayata bakış açısı, dünya hayatını yaşaması aynı olmaz, farklılık arz eder. Ölüm ve ötesini gündemden hiç düşürmemek gerektir. Ölümü unutmak, gündeme almamak beraberinde dünyaya dalmayı, nefsin arzularına göre yaşamayı da beraberinde getirecektir.
Ölüm Vakti!... 
Dünya hayatının son bulması. Görevli meleklerin gelip kişide emanet olan ruhu alması. Kişiye taksim edilen vaktin bitmesi yani ecel!. Ölüm anı her bir kimse için farklılık arz edecektir ölüm ânındaki karşılaşılan durum, başkalarına göre gayb olsa da, ölen kişi açısından mutlak hakikatle burunburuna gelmektedir. Ayetler bu durumu şöyle haber veriyor. “ Melekler, kâfirlerin canlarını alırken keşki görseydiniz; onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak şöyle derler: “Yakıcı azabı tadınız bakalım. “(Enfal Sûresi 50) Ve yine başka bir ayet-i kerimede “Melekler, kendilerine zulmedenlerin canlarını alırlarken ‘biz bir kötülük yapmamıştık’ diyerek teslim olurlar. Şüphesiz, Allah, onların ne yaptıklarını çok iyi bilir Bunun için ebedi olarak cehennemde kalmak üzere oranın kapılarından içeri giriniz. Kendini beğenmişlerin barınağı ne kötü bir yerdir”(Nahl Sûresi 28-29)
İman etmemiş veya iman ettikten sonra tekrar küfre düşmüş ve kendilerine zulüm eden insanların ölüm anını bu şekilde haber veriyor Rabbimiz. Şu halde bu sonla karşılaşmak istemeyenlerin küfrü ve şubelerini çok iyi bilmesi ve küfrün her çeşidinden imanını temizlemesi gerektir. İman ise sadece Allah’ın var olduğu ve yaratıcı olarak bir olduğu inancıyla gerçekleşmez…Müminûn Sûresi’nin ilgili ayetleri bu konuda önümüze ışık tutmaktadır.
“Onlara de ki, ‘Eğer biliyorsanız, söyleyiniz, yeryüzü ve üzerindeki tüm varlıklar kimindir?’ Sana ‘Allah’ındır’ diyecekler. De ki; ‘Siz kafanızı çalıştırmayacak mısınız?’ Onlara de ki; ‘Yedi göğün ve yüce Arş’ın Rabb’i kimdir?’ Sana ‘Bunlar Allah’ındır’ diyecekler. De ki; ‘Siz hiç O’ndan korkmaz mısınız?’ Onlara de ki; ‘Eğer biliyorsanız, söyleyiniz; tüm varlıkların egemenliği, elinde olan, her şeyi koruyup gözeten, fakat koruyanı ve işine karışanı olmayan kimdir?’ Sana ‘Bu yetki Allah’a aittir’ diyecekler. De ki; ‘O halde nasıl oluyor da yanıltılı yorsunuz?” (Müminûn Sûresi 84-89) Bunca ikrara rağmen imanları kabul edilmeyen bu tip insanların imanlarındaki eksik tarafın ne olduğu iyi düşünülmelidir!. Nahl Sûresi’nin devamında iyi kulların ölüm anı şöyle haber veriliyor“
“Kötülükten sakınanlara ‘Rabbiniz ne indirdi?’ diye sorulduğunda ‘İyilik indirdi’ derler. Bu dünyada iyi davrananlar iyilik görürler. Ahiret ise onlar için daha hayırlıdır. Kötülükten sakınanların yurdu ne güzel bir yerdir. Onların girecekleri yer, altından çeşitli ırmaklar akan Adn cennetleridir. Orada diledikleri her şey kendilerine verilir. İşte Allah kötülükten sakınanları böyle ödüllendirir. Melekler iyi kulların canlarını alırken kendilerine, ‘Selam üzerinize olsun, yapmış olduğunuz iyiliklerin karşılığı olarak cennete giriniz’ derler” (Nahl Sûresi 30-32)
Ey insan! İradende serbestsin lakin, bu sondan kaçışın yok. O halde hangi şekilde karşılamak istiyorsan ölüm meleğini, ona göre bir hayat perspektifi, ona göre bir yaşam tarzına sahip olmalısın. Zira nasıl yaşanırsa öyle ölünecek, ölündüğü gibi de yeniden dirilinecektir... Dirilince ‘dirildin haydi dilediğin gibi yaşa’ denmeyecek ki insana. Kıyamet ile yeniden kalkışın olduğu o dehşetli gün hiçbir kimsenin başka bir kimseye faydası olmayacak. Herkes kendi başına, kendi derdiyle meşgul olacak...
“-Ey İnsanlar, Rabbinizden korkun, çünkü kıyamet sarsıntısı büyük bir şeydir. Onu gördüğünüz gün, her emzikli emzirdiğini unutur, her hamile kadın çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş olmuş görürsün. Onlar sarhoş değiller, fakat Allah’ın azabı şiddetlidir.” (Hac Sûresi 1-2)
 Hiç şüphesiz böyle bir gün var. Kişinin hazırlığı da imanı derecesindedir. Yakinen inananlar hazırlıkları ona göre yaparlar. Örneğin bir deprem uzmanı yaşadığınız bölgede bir hafta içerisinde on şiddetinde bir depremin beklendiğini TV ve basın yoluyla ilan etse, bunu duyanlar ne yaparlar?. Önlem alarak gerekli hazırlıklarını yapar öyle değil mi?. Kıyametin şiddetini ölçecek Richter ölçeği yok. Şiddetinden dağlar parça parça olacak bir olay ve olması muhtemel de değil mutlak!. Ya peki on şiddetinde bir deprem için önlem alan bir insan, kıyamet sarsıntısı için ciddi önlemler almıyorsa bunu ne ile nasıl izah edebilir?!... 
 İşte o gün hayat kitapları yani amel defterleri dağıtılacak. Mükellef olunduğu günden itibaren yazıcılar tarafından yazılmış, torpil geçilmemiş, fazla ya da eksik yazmamış. Unutulmamış veya es geçilmemiş ve sadece doğruların yazıldığı bir kitap. 
Amel Defterleri!. 
“O zaman kimin kitabı sağından verilirse, o kolay bir hesaba çekilecek. Ve sevinçli olarak ailesine dönecektir. Kimin kitabı da sırtının arkasından verilirse. O, ölümü çağıracak. Ve çılgın alevli cehenneme girecektir. ”(İnşikak Sûresi 7-12)
“Oku kitabını” dendiğinde herkes ne yazdırmışsa onu okuyacak. Allah’ın razı olmadığı sözleri, tavırları, davranışları yazdıranların pişmanlığını bir çok ayet bildiriyor. Bu ayetlerden sadece bir tanesi Kehf Sûresi 49. ayettir. Şöyle buyrulmuştur; “İnsanların amel defterleri (çalışma karneleri) ortaya getirilmiştir. Günahkârların bu defterlerin yazılarını korku dolu gözlerle incelediklerini görürsün. Bir yandan da ‘Vay başımıza gelenlere! Ne biçim deftermiş bu; küçük- büyük hiçbir davranışımızı atlamadan sayıp dökmüş’ derler. Yaptıkları her işin kaydını karşılarında bulmuşlardır. Rabb’in hiç kimseye haksızlık etmez.”
Şu sahnenin dehşetine bakın. Huzurdasınız ve hayat defterinizi/romanınızı okuyorsunuz. Sonuç olarak iki sondan birine mahkumdur insanoğlu. Ya cennet ya da cehennem!. Amel defterindeki yazıların ne olduğu, nasıl olduğu ile alakalı bir son bekleyecek bizleri... Unutulmaması gereken bir şey daha var, o da bir sözün, bir amelin sağ tarafa yazılması için iman ekseninde, salih amel renginde söz ve davranışların sahibi olunması gerekir. Bunun yolu da İslami hükümlere uymaktan geçer. Azrail mi?. O’nun kapıyı ne zaman çalacağı hiç belli değil. En iyisi biz her an hazırlıklı olma gayretinde olalım. Peygamberimiz (sav) “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Öldüğünüz gibi de dirilirsiniz” diye buyurmuştu.. Eh O, söylediyse doğru söyledi. Bize de gereğini yapmak düşer.

                                     SABİHA ATEŞ ALPAT / MİSAK DERGİSİ

1 yorum: