Translate

21 Ocak 2014 Salı

MÜ'MİNLERİN KURTULUŞUNU SAĞLAYAN VASIFLARI




KUR’AN’I KERİM iman edenlerin kurtulacaklarını kesin bir ifadeyle bildirmiştir. ”Kad” ifadesi kesinlik arz eder. Müminlerin felah bulacakları beyan edilirken bu felahtan kasıt dünya ve ahiret kurtuluşudur. Felaha erecek Mü’min’lerin vasıfları ayet-i kerimede şöyle sıralanmış ve bu vasıflara haiz olanların mutlaka kurtulacakları beyan edilmiştir. Kurtulmak isteyenlerin bu vasıflara haiz olmak için çaba sarf etmeleri imanlarının gereğidir. 
Ayetler ışığında bahsi geçen vasıfları sıralarken, bir yandan da üzerimizde taşıyıp taşımadığımız konusunda nefsi muhasebe etmek gerekir. Her nefis kendinin şahididir. 
Ancak ilgili dokuz âyette, «mü’minler» sıfatından önce Ashab-ı Kirâmın temiz ve sade hayatlarına dikkatler çekilmekte, sonra da aynı sıfatları kendinde taşıyan Müslümanlar hükmün kapsamına alınmaktadır. Zira en netameli ve sıkıntılı bir dönemde İslâm adına yola çıkan o bahtiyarlar, bu uğurda canları dahil olmak üzere her şeylerini feda etmekten çekinmediler ve Hz. Peygamber’in (a.s) rahle-i tedrisinden aldıkları feyiz ve rahmetle tertemiz bir hayat sürdüler. 
Böylece Peygamber mektebinin seçkin talebesi olan o mü’minler iki kurtuluşa birden eriştiler. Ya bizler; bu asrın Müminleri olan bizler kimin talebesiyiz?
«Mü’minler gerçekten, korktuklarından kurtulup umduklarına kavuşmuşlardır. » (muminûn suresi. 1)
Kişinin, öncelikle ve özellikle gerektiği gibi iman ederek Müminlik dairesine girmesi gerekmektedir. Gerektiği gibi iman ise her türlü şirkten, nifaktan, batıl ve hurafeden arındırılmış arı duru bir Tevhid inancı ile mümkündür. Bu nedenle İman ilimlerini tahsil etmek, kadın - erkek her mü’mine ayındır. 
Mü’minlere Felah Kapılarını Açan Sıfatlar!. 
Birinci Özellik: «Onlar ki, namazlarında saygı dolu bir korkuyla eğilirler.»
Namazın bilincindedirler onlar. Namazda okudukları âyetlerin bilincindedirler. Namazın tekbirinin, kıyamının, rükusunun, secdesinin farkındadırlar. Namazda ne dediklerinin, ne yaptıklarının farkındadırlar onlar. Namaz bütünüyle zikir, tesbîh ve kıraatten ibarettir. Bir bakıma Allah ile konuşması demektir. O nedenle namaz, saygı, tazîm, teslimiyet, mahviyet, tevazu ve inkıyad makamıdır. Ve; “Vay o namaz kılanların haline ki, kıldıkları namazdan gafildirler” diye buyrulmuş, gaflet ile yapılan ibadetin bir manası olmadığı bildirilmiştir…
Namaz tümüyle anlamdır ve ruhu vardır. İnsanı kötülüklerden alıkoyan bir özeliğe sahiptir. 
“Sana Kitap’tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa) dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah’ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet) tür. Allah, yaptıklarınızı bilir” (Ankebut:45). Namaz Allah’ın sevmediği, razı olmadığı her türlü yanlıştan, kötülükten, çirkinlikten, hayasızlıktan alı koyar… Demek ki namazı ikame eden bir insan vahyin istediği yönde mutlaka değişir. İmanı kuvvet bulur, hayatı vahyin rengine bürünür, ahlakı Kur’an ahlakı olur.
İkinci Özellik: «Onlar ki, boş ve anlamsız şeylerden yüz çevirirler. » «lâğv» Şirk, bâtıl ve faydalı olmayan her şey bu cümledendir.
O halde namaz kılarken nasıl bu gibi boş, anlamsız, batıl ve yararsız şeylerden kaçınmamız gerekiyorsa, namaz dışında da bunlardan uzak kalmamız, kendimizi faydalı, yararlı konulara vermemiz bir emr-i ilâhîdir. Resûlüllah (a.s) Efendimiz’in sık sık, boş ve yararsız şeylerden Allah’a sığınması, hem bu âyeti açıklamakta, hem de ümmetine yol göstermektedir. 
Bu iki özellik arasındaki bağ çok önemlidir. Şöyle ki: Allah’a imân edip O’na karşı kulluk görevini yerine getiren kimse, bunu daha çok namazla belirgin hale getirirken, her yönüyle ciddi, vakarlı, kararlı, mütevazı olmalı; hakka, doğruya, faydalıya yönelmeli; lüzumsuz olan şeyleri terketmelidir. Felahın bir ucu bu ciddiyete dayanır. 
Âyet-i Kerime’de ifâde buyurulan; “Boş ve anlamsız şeyler” hakkında bir kaç görüş serdedilmiştir. Bunlar:
1) Buna, her türlü haram ve mekruh işler ile insanın yapmaya mecbur olmadığı (bazı) mubah işler girer.
2) Bu, sadece haram işleri ifade eder. (Bu görüş, birincisinden daha sınırlıdır.)
3) Bu, özellikle konuşmada vaki olan masıyetlerdir. (Bu da, ikinci görüşe göre, daha dardır.)
4) Bu, yapılması mecbur olmayan mubah işlerdir.
Yine o mü’minler, boş işlerden, boş sözlerden, boş bir hayattan yüz çevirirler, uzak dururlar. Lüzumsuz şeyleri terk ederler onlar... Evet; tüm hayatlarında, tüm konuşmalarında, tüm bakışlarında, tüm düşüncelerinde, tüm davranışlarında, tüm hareketlerinde boş şeyleri terk ederler. 
Burası böyle lakin, burada açıklanması gereken önemli bir husus şudur. Bir şeyin boş bir iş olduğunu kim belirleyecek? Elbette ki, “Furkan”ı gönderen Allah (cc). 
Boş işlerin, boş sözlerin ne olduğunu hatta güzelin, çirkinin, hakkın, batılın, iyinin, kötünün neler olduğunu beyan etmiştir. O halde Mümin bir kimse “Lağv”in ölçüsünü de Allah ve Rasûlünden alacaktır. 
Lüzumlu ve lüzumsuzu, anlamlı ve anlamsız Allah ve Rasûlü beyan edcektir. 
Evet, bizi cennete götürücü olmayan sözlerin, amellerin tümünden yüz çevirmek zorundayız. Zira âlimler, “ahirette faydası olmayan her şey boş şeydir” demişlerdir. Bu kıstas ile hayatımızı, yirmi dört saatimizi ölçmek durumundayız. 
Mümin, gerek söz ve gerek amel olarak boş şeylerin peşine takılmayan kimsedir. Bu konudaki Hadis-i şeriflerden birisi şöyledir: Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur;
“Ebu Hureyre (r.a) Rasûlullah efendimizin şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir: Kişinin iyi bir müslüman olduğunun alâmetlerinden birisi de onun kendisini ilgilendirmeyen şeyleri tek etmesidir.” (Tirmizî, K. Zühd: 4/558)
Üçüncü Özellik: Onlar ki, zekâtı verip (emredildiği şekilde) yerine getirirler.»
Allah’a ve âhirete dosdoğru imân ve bunun tabii ürünü sayılan namaz ve zekât, insanın iç yapısını düzeltip kontrol sağlar. Hayat dizginini nefsin elinden alıp Kur’ân düzenine teslim eder. Bu durumda insanın imanı bedeninin hükümdarı pozisyonuna geçer ve tüm duygularını ve uzuvlarını yönetimi altına alır.
Namaz nasıl ki küfür ile imân arasında bir ayırım, bir alâmet-i farika ise; zekât da kulun sadakatinin belgesi, teslimiyetinin simgesi, Hakk’ın rızasına gönül vermesinin açık delilidir. Nitekim Resûlüllah (a.s) Efendimiz bu inceliği belirterek şöyle buyurmuştur; «Namaz nurdur, zekât burhandır.» 
O bakımdan Kur’ân’da bazı istisnalarla nerede namaz ile emredilirse, aynı zamanda zekât ile de emredilir ve bu iki ibâdet kapının iki kanadı, diğer bir tabirle ikiz sayılırlar. Rasûlüllah (a.s) Efendimiz, terazide en ağır gelen sözün «LÂ İLAHE İLLALLAH» olduğunu buyurmuştur. Bu söz sıradan bir söz değildir bilakis, hayatın hakimiyetinin her yönüyle Allah’ın olduğuna dair bir kabul ve ikrardır. İşte namaz bedenen zekat ise mallarda söz sahibi Allah’tır inancının fiili göstergesidir. 
Dördüncü Özellik: «Onlar ki, namus ve iffetlerini korurlar.»
İman, namaz ve zekatla dizginlenen nefsin istekleri, bu terbiye sonucu organlar, duygular ve düşünceler disiplin altına alınır ve meşru çerçevede tutulur. 
İşte kendini bu çizgiye getiren bir mü’min son derece namuslu ve iffetli olur.
İnsan düşünmeden edemiyor, “Hayayı dünyamızdan kim sürgün etti. İffeti korumak namus, şeref, ve onuru korumaktır. Erkekler iffetlerini koruruken Nur suresi 30. Ayetiyle gözlerine peçe çekmelidirler. Hanımlarda iffetlerini korurlarken Nur 31. ayet ile gözlerini harama bakmaktan kaçındırmalıdırlar. Ahzap 33. Ayetiyle yürürken ayaklarını yere vurmadan, dikkat çekmemek için süslerini yabancı gözlerden gizleyerek ve yine ahzap 59. Ayetiyle tesettürlerine sahip çıkarak ırz ve iffetlerini korumakla yükümlüdürler
İşte kendini bu çizgiye getiren bir mü’min son derece namuslu ve iffetli olur. Hayatı boyunca cinsel arzusunu Allah’ın meşru kıldığı düzeyde tutup konulan sınırı aşmaz. 
«Ancak eşlerine veya sahip oldukları cariyelerine karşı (cinsel arzu duymalarında bir sakınca yoktur ve) bu yüzden kınanmazlar. » 
O bakımdan Kur’ân-ı Kerîm, namaz ve zekâttan hemen sonra namus ve iffetin önemine yer vermekte ve bunu mü’minin en seçkin sıfatlarından biri olarak göstermektedir. 
Beşinci Özellik: «Onlar ki emânetlerini ve verdikleri sözü gözetir (yerine getirirler. »
Ancak gerek «emanet», gerekse «ahit» çok yönlü ve kapsamlı birer kavramdırlar. Din ve dünya işlerinde insanın sözlü ve fiilî olarak ortaya koyduğu birçok konularla yakından ilgilidirler ve bütünüyle manevî ve maddî hayatımızla içiçedirler. Öyle ki:
a) Ruhlar âleminde ruhumuzun, Cenâb-ı Hakk’ın: «Ben sizin Rabbiniz değil miyim?» hitabına, «Evet Rabbimizsin» diyerek olumlu cevap vermesi, 
b) Dünyaya gözlerimizi bu mayayı taşıyarak açıp ergenlik çağına girdiğimizde, «La ilahe illallah, Muhammed’ün Rasûlüllah» diyerek bu iki şehadetle ahitte bulunmamız, 
c) Hayatımızın devam ve akışını sağlayan nimetlerin birer ilâhî emanet hükmünü taşıması, 
d) İnsanlarla olan günlük münasebetlerimizde dolaylı ve dolaysız söz vermemiz, 
e) Bize güvenilerek bırakılan sözlü ve aynî emanetleri korumamız ve istenildiği zaman zedelemeden sahibine vermemiz bu cümledendir.(1)
O halde önce ruhumuzun Cenâb-ı Hakk’ın hitabına «Evet Rabbimizsin» diye verdiği olumlu cevaba ölünceye kadar bağlı ve sadık kalmamız; sonra bunun açık belirtisi olan iki şehadet kelimesinin delâlet ettiği esasları ve prensipleri yerine getirmemiz, arkasından insanlarla olan ilişkilerimizde, yaptığımız andlaşma ve sözleşmelere bağlı kalmamız emrediliyor. Kelimei şahadetle verilen sözün özetle manası şöyledir: Hayatta Allah’tan başka kanun koyucu tanımayacağıma, hayatın tek hakimi olarak Allah’ı birleyeceğime yeminle söz verip ahdediyorum... O halde hayatın rengi sadece “Allah’ın boyası olması” gerekmez mi?. Peki o halde ticaretimizin, kıyafetimizin, siyasetimizin kısacası hayatımızın hükümleri yalnızca Allah’tan mıdır?!. Düşünce yapımızı şekillendiren yalnızca vahiy midir!?. Kültür algımızın, sanat algımızın, edebiyat ve eğitim algımızın ölçüsü vahiyden midir?!. Tüm bunları içeriyordu Şahadet kelimesi...
Altıncı Özellik: «Onlar ki, namazlarını (vaktinde kılıp) koruyarak gözetirler.»
“Vay o namaz kılanların haline ki kıldıkları namazdan gafildirler” diye buyurarak Namaz konusundaki hasassiyetin ne denli önemli olduğuna dikkat çekilmiştir. Namaz vaktinde kılınmalıdır. Fıkıh kitaplarından nasıl ve niceliği tedris edilmeli, şeri bir mazaret olmadan asla kazaya bırakılmamalıdır. Bir kimse Allah’ın kendisini sevip sevmediğini merak ediyorsa, namaz ile arasının nasıl olduğuna baksın. Namazı seviyor, secdelerle yükseliyor, teslimiyetini namazla artırıyor, tüm çağdaş ve çağdışı putlara namazla kıyam ediyorsa Allah da kendisini seviyordur…

                                                                 Sabiha Ateş Alpat / Misak Dergisi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder