Translate

3 Ocak 2014 Cuma

TEMİZLİK İMANİ BİR SORUMLULUKTUR.


İSLÂM nazarında toplumlar ikiye ayrılır: İslam toplumu ve cahiliye toplumu. İslam’ın hakim olduğu, yönetimde İslami kuralların geçerli olduğu toplumlar İslam toplumudur. İslam’ın hakim olmadığı diğer toplumlar adı, ne olursa olsun İslam nazarında cahiliye toplumudur. Bütün peygamberler cahili toplumlara gönderilmiş ve toplumlarına Tevhid’i ilan etmiş, Tevhid’e çağrı yapmışlardır. İlahi vahye muhatap olan insanın çağrıldığı Tevhid, insanın ilk önce kendisini değiştirmesini ister. ‘Lâ’ bir terk ediştir. Tevhid yanlış inanışları, atalar kültürünü, negatif ahlakı, menfi duyguları ve bid’at amellerin terk edilmesiyle yükümlü tutar ‘Lâ’ diyeni... Son peygamber ile dillendirilen Tevhit çağrısının ilk gelen ayetlerinde net bir biçimde şu mesaj okunmaktadır: “Çağrıya, değişime önce kendinden başla...” Kendisini değiştiremeyenler elbette dünyayı değiştiremezler. Dünyayı değiştirmek isteyenler önce kendilerinden başlamak zorundadırlar. Bugün Müslümanların arasındaki sorunların, dünya yüzünde her hangi bir bölgede İslam toplumunun oluşamamasının altında yatan nedenlerin en önemlilerinden biriside, kişinin Tevhit ile değişime önce kendisinden başlamamasıdır. Ailelerimizde Tevhid ile değişim sıkıntısı varsa orada ana ve babanın önce kendisini kontrol etmesi gerekir. Elbette bunu söylerken bilinçli bir şekilde küfrü tercih eden evlatların suçu, aile bireylerinindir demek istemiyoruz. Müslüman olup da halini düzeltemeyen çocuklara aile bireylerinin rol model olması..
 İslam toplumunu oluşturmak, iman edenlerin üzerinde bir sorumluluktur. İslam toplumuna gidiş, nefislerde olanın ilâhi emirlerle terbiye edilmesinden başlayacaktır. İlk inen ayetlerde gecenin ihya edilmesine yönelik emirler, nefislerin gelen vahiyle değiştirilmesine yönelik hikmetler taşıyordu...
“Gece kalk tertil üzere Kur’an oku”... ” (Müzzemmil-1-4)
Vahyin bu ikinci döneminde ruhun daha fazla bir gelişme kaydetmesi, ünsiyet sağlayıp ilâhî tecellilere aralıksız ayna olması ve Allah’ın en son mesajı olan Kur’ân’ı teblîğ edip neşretmekte sarsılmaz bir azim ve manevi kuvvete erişmesi için gece ibâdeti çok gerekliydi. O bakımdan gerek Peygamberimiz Efendimiz, (sav) gerekse Ashab-ı Kiram’ın bir yıl süreyle kalkıp gecenin yarısını veya çoğunu, ayakları şişinceye kader ibâdetle geçirmeleri farz kılınmıştı. (C. Yıldırım tefsiri)
Geceye davet vardı: “Çünkü gündüz senin için uğraşı vardır...”
Gündüzün uğraşısı toplumun ıslahı için yapılacak çalışmalardır. İslam daveti bireyden başlayıp ve biz anlayışı ile devam ederek İslam toplumunu meydana getirir. Müminlerin tek vücut olmaları ve birlikte hareket etmeleri esastır. Farz olan bir ibâdettir cemaat halinde İslam toplumunu kurmak/oluşturmak...
Bu kadar net deliller varken İslam adına öbek öbek oluşturulmuş toplulukların varlığı ne ile izah edilebilir ki?!. 
 Bir arada birlikte hareket etmeye en büyük engel nefislerdir. Daru’l Erkam’da nebevi tedrisattan geçmiş olan Sahebelerin Tevhid sancağını nasıl birlikte ayakta tuttukları tarih okuyanların malumudur... Bir arada durmaya en büyük engel nefislerin ilâhi terbiye ile terbiye edilememesidir. Nüzul sırasında ilk sırayı alan ayetlerde bu arınma öğütlenmiş ve sonra da mücadele için start verilmişti. 
“Ey örtüsüne bürünen kalk ve uyar. Rabbinin büyüklüğünü an. Elbiseni temiz tutmaya devam et. Rics (Murdar) olan şeyleri de terk et”. (Müddessir. 1-5). Müfessirlerden bazıları bu konuda çıkarılmış emirleri şu şekilde sıralamışlardır. 
1. Ey Örtüsüne Bürünen Silkin ve Kalk!. 
Endişeyi, tembelliği, engelleri kaldırıp atmak ve kalkmak!. Niçin kalkılacaktır elbette kalk ve dur emri değildir bu emir. Gece yürüyüşünde tertil üzere Kur’an oku emri veren Rabbimiz okunanlardan alınan mesajı başkalarına taşıma emrini veriyor ki bunun adı Allah yolunda cihaddır!. Önce ilim için kalkılacak, sonra da alınan ilmin gereği olarak toplumsal ıslah için... Cihad her mükellefe farz olan bir ibâdettir... Allah yolunda mücadelede kadın ve erkek her mükellef kişinin üzerine farzdır. Cihadın bir çeşidi olan kıtal ise genel anlamda erkekler için farz olan bir ibâdettir… Buradaki kalk emri kıtal için değil, tebliğ içindir. Hele de hak ve batılın bir birine karıştığı, eksen kaymasının hızla yaşandığı, fesadın toplumsal ahlak haline geldiği şu zamanda hiçbir inananın boşa harcayacağı bir dakikası bile yoktur. İslam toplumunu kurmak gibi bir görev yüklenmiş olan Mümin muvahhidler itikadı olmayan tüm görüş ayrılıklarını bir yana bırakarak birlikte aynı yöne doğru çalışmalarını sürdürmek zorundadırlar. Değilse parça parça yürütülen bir çoğunun lokallikten kurtulamadığı çalışmaların sadra şifa olması beklenemez...
2. Batıl Yolda Olanları Uyar!. 
Küfür tek millettir ve safı da bellidir. Bir de İslam adına yanlışların yapıldığı bid’at, hurafe yolları vardır. Kur’an’ın dokunulmazlığı vardır kimse değiştiremez, bozamaz. Ne yazık ki Kur’an’a rağmen sapmalar yaygınlaşmaktadır. İşte bu nedenledir ki kalkmak ve anlatmak hayati bir önem arz etmektedir. Toplumsal değişimi sağlamak haftada bir güne sıkıştırılmış Kur’an okumaları veya derslerle olacak iş değildir. Bunun için;
. İslam’ın “Cemaat” diye vasıflandırdığı bir Cemaate,
. Bu Cemaat içinde emri bil maruf kadrosuna,
. Çağı kuşatacak yayılan dertlere çare olabilecek nitelikte plan ve projeye,
. Bunun için gerekli tüm fedakarlıkları üstlenmeye ihtiyacımız vardır…
Şu an görünen fotoğrafımızın aşağıdaki ayeti hatırlattığını düşünmek cidden vicdanları acıtan bir durumdur. “Dinlerini parçalayan ve bölük bölük olanlardan (olmayın. Bunlardan) her fırka, kendilerinde olan ile böbürlenmektedir.” (Rum-32)… Günümüzde kime vahdetten bahsetsek “Buyursunlar gelsinler” cevabıyla karşılaşıyoruz... Kim bilir birileri de tabii ki haydi gidelim dese bir yığın sorun çözüme kavuşacak!…
3. Bütün Bu Çalışmaları Yaparken İç ve Dış Temizlik Mutlaka Esastır. 
Öncelikle iç temizliği sıraya alınmak zorundadır. Zira kalbinde şirk/kin/hased/gurur/kibir ve bunun gibi manevi necasetleri taşıyanların dış temizliğe riayet etmelerinin fazla bir önemi yoktur.
Kalp temizlenecek...
Ahlak temizlenecek...
Niyetler temizlenecek...
Ameller temizlenecek riya kirinden. 
Niyetler sadece “Allah için“ olacak. Yanına başka her hangi bir niyet katmadan... 
Beden, ev, çevre temizlenecek. Rabbimiz buyuruyor; “Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever.” (Bakara: 222)
4. Ve Murdarı da Terk Et!. 
İbni Abbas; Murdardan kastın İlahi azaba yol açan her şeydir diye tarif etmiştir. Dizilerin, TV programlarının, internetin günaha ulaşmak konusunda hiçbir engel tanımadığı günümüzde murdara bulaşmadan yaşamak imkansız durumuna gelmiştir. Ancak manevi zırh olan ilâhi emirlere takva ile -ki gizli açık Allah’tan korkmak manasındadır – bürünmek zorunluluktur. . Aynı zamanda topluma seslenecek olanların emin, temiz olmaları gerekiyor ki inandırıcılıkları olsun
5. Malını Daha Fazla Verilsin Diye Verme...
Bir dava mali bütçesi olmadan yürüyemez. İnfak denilince de sadece yoksulun karnını doyurmak anlaşılmamalıdır. Plan projenin yürütülmesinin büyük bir kısmı maddi olanaklardan geçmektedir. Kafirlerin kendi dinleri, kendi davaları için yaptıkları yatırımı Allah (cc) şu ayette bize bildirmiştir. “Şüphe yok ki, inkâr edenler mallarını (insanları) Allah yolundan alıkoymak için harcarlar ve harcayacaklardır. Sonra bu mallar onlara bir iç acısı olacak, sonra da yenilgiye uğrayacaklardır. İnkâr edenler toplanıp cehenneme sürüleceklerdir.”(Enfal: 36)..
Hal böyle iken karşılığı cennet olan bir dava için, niçin mal sarf edilmesin...
6. Rabbin İçin Sabret.. 
Kolay mı!. Kolay mı toplumsal dönüşüm için kolları sıvamış olmak? Kolay mı var olan statükoya kafa tutmak? Kolay mı var olan yerleşik beşer sistemlerinin yerine Tevhid davasını hakim kılma iddiası... Elbette kolay değil. Bu nedenle statükodan yana olanların karşı duruşları zaman zaman sert işkence çeşitlerine dönüşebilir. Malını vermek durumunda kalabilirsin Ebu bekir’ler gibi. Canını vermek zorunda kalabilirsin Sümeyye’ler, Ammar’lar gibi. Hicret etmek zorunda kalabilirsin Cafer’ler, Musab’lar gibi. Ya da makam teklifi, kariyer teklifi yapabilirler. Nefsin zaaflarından istifadeyle, reddemeyeceğin teklifler sunabilir ve ya hiç olmazsa uzlaşalım dayatmasına gidebilirler. Hayır ‘Lâ’ diyen diline hiçbir batıl davanın önünde eğilmeyen başın şahitlik etmeli, sabır etmelisin.. Sabır tüm alimlerce her durumda Müslümanın üzerine farz olan bir ibâdettir.. Allah Toplumun İslam toplumuna dönüştürülmesi gibi önemli bir görev vermiştir, böyle bir iş sabır azığı olmadan yürümez... Tüm bu işler yürütülürken de içinde bulunulan cemaatten teşekkür beklentisine dahi girmemek gerekir.. Unutulmamalıdır ki işlerin mükafatını verecek olan Allah’tır. Müminliğin diğer güzel özelliklerinden birisi de, yük olan değil yük kaldırandır. 
 “Ama...” diyerek mazeret üretmeyen ve silkinip kalkanlardan olmanız duasıyla. Haydi harekete geçelim, zira yapacak daha çok işimiz var...

             Sabiha Ateş Alpat'ın Misak Dergisindeki yazısından alıntıdır...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder